AKDENİZ’İN KUCAĞINDA BİR BAYRAM MOLASI:

MANAVGAT BOĞAZ KAMP İZLENİMLERİ

Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi tarafından düzenlenen 10. Uluslararası Fotoğraf Günleri’nin yoğun, üretken ve yeni görüşlerle dolu temposunu geride bırakıp Konya’ya döndüğümüzde, heybemizde harika anılar ve vizörümüze takılan taze kareler vardı. Ancak yolculuk tutkusu dur durak bilmiyordu. Konya’da geçirdiğimiz tek bir gecenin ardından, 4 günlük Kurban Bayramı tatilini değerlendirmek üzere rotamızı bir kez daha tanıdık bir sığınağa, Manavgat Boğaz Kampa çevirdik.

Hazırlıklarımızı tamamlayıp yola çıkışımız öğle saatlerini bulmuştu. Konya’dan hareketle Beyşehir ve Derebucak’ın huzurlu, doğayla iç içe geçen güzel yollarından ilerleyerek Manavgat’a doğru süzüldük. Bayramın ilk günü olması nedeniyle yollarda her zamankinden daha yoğun bir trafik vardı. Neyse ki 240 kilometrelik bu tanıdık güzergahı, 4 saatlik keyifli bir yolculukla tamamlayarak Boğaz Motel Karavan Kamp alanına ulaştık. Kapıdan girer girmez, her zamanki gibi bizi içtenlikle karşılayan gülen yüzler, yol yorgunluğumuzu daha ilk dakikadan hafifletti.


İki Suyun Arasında: Çam Ağaçları Altında Yeni Bir Köşe

Boğaz Kamp’ın en sevdiğim yanı, doğanın sunduğu o muazzam coğrafi kontrasttır. Bir yanınızda Manavgat Çayı’nın serin, sakin ve yeşil akan suları; hemen diğer yanınızda ise Akdeniz’in hırçın ama sıcak maviliği… Bu iki farklı su dünyasının birleştiği çizgide kamp yapmak, insana tarifsiz bir dinginlik veriyor.

Bayram nedeniyle kamp alanı tamamen doluydu. Bu kez karavanımız için bize, normalde çadır alanı olarak tasarlanan bir bölüm tahsis edilmişti. İlk başta hafif bir tedirginlik yaşasak da yerleştiğimizde bu köşenin de fazlasıyla kullanışlı olduğunu fark ettik. Karavanımız, ulu çam ağaçlarının gölgesinde, serin bir alandaydı. Kampın genelinde olduğu gibi, yanı başımızda kesintisiz elektrik ve su bağlantımız hazırdı. Kısa sürede yerleşimimizi tamamlayıp kendimizi Akdeniz’in sıcak koynuna bıraktık. Önceki gelişlerimize kıyasla bu kez deniz daha sakin, dalgalar daha az ve su oldukça sıcaktı. Nehrin serin yeşili ile Akdeniz'in sıcak mavisinin yarattığı o görsel denge içinde yüzmek, tüm yol yorgunluğumuzu aldı götürdü. Akşam yemeğinin ardından, ılık bir yaz esintisi eşliğinde huzurla günü tamamladık.



Kadrajıma Düşen Işık ve Doğanın Senfonisi

Bu kampta uyanmak, bir fotoğrafçı için başlı başına bir görsel şölen. Her sabah kuşların neşeli melodisi, dalgaların kıyıya vuran senfonisi ve sabah yelinin fısıltısı eşliğinde gözlerimizi açıyorduk. Kıbrıs’taki fotoğraf panellerinin ve akademik sunumların hemen ardından, ulu çam ağaçlarının arasından süzülen o yumuşak ters ışık huzmelerini karavanın tentesi altından izlemek, bana bu tatilin en büyük görsel ödülü oldu. Makro bir gözle rengarenk çiçeklerin üzerine düşen sabah çiyinin pırıltılarını izlemek, doğanın gizli detaylarını yakalamak benzersizdi.




Akşamları ise büyüleyici bir "altın saat" yaşanıyordu. Günün son sıcak ışıkları Akdeniz’in beyaz köpüklerine sarılırken, gökyüzünün büründüğü kızıl ve pastel tonları izleyerek günü sevdayla, huzurla uğurluyorduk.

Manavgat Çayı’ndan geçen gezi teknelerinin sesleri bu kez de oradaydı ama neyse ki eski gelişlerimize kıyasla çok daha insani bir seviyedeydi. Kim bilir, belki de daha önce bu konuda kaleme aldığım eleştirel yazıların bir etkisi olmuştur.




Dostluklar ve Kampın Küçük Gezgini

Kampın ikinci gününden itibaren o bildiğimiz, özlediğimiz kamp komşuluğu ruhu yeniden canlandı. Bursa’dan gelen Samet Bey ve Emine Hanım çiftiyle yaptığımız sohbetler, öyle sanıyorum ki uzun yıllar sürecek sıkı bir dostluğun temellerini attı. Ayrıca, Konya Kamp Karavancılar WhatsApp grubunda uzun süredir birlikte yer aldığımız ama bir türlü yüz yüze tanışamadığımız Muhammed arkadaşımızla da burada komşu olduk. Sanal ortamdaki dostluğumuzu, kamp ışıklarının sıcaklığında gerçeğe dönüştürmek bu tatilin en güzel sürprizlerinden biriydi.

Bu kampın en kazançlı çıkan ismi ise şüphesiz sekiz yaşındaki oğlumuz Berat Reha oldu. Kendine yepyeni oyun arkadaşları buldu, gün boyu bisiklet üstünde kampın tozunu attırdı, denizin ve havuzun tadını herkesten çok o çıkardı. Onun bu durdurulamaz çocuksu enerjisini, elinde bisikletiyle kamp sakinleri arasında koştururken verdiği o saf mutluluk pozlarını izlemek paha biçilemezdi. Belki de onun bu neşeli çocukluk anları, ileride bugünün en güzel belgesel fotoğrafları olarak arşivimizde yerini alacak.



Bir Dost Gözüyle: Kampın Artıları ve Eksileri

Boğaz Kamp, her zamanki gibi düzenli ve güvenliydi. Ortak kullanım alanlarından tuvalet ve duşlar, kaldığımız süre boyunca her an yeni yıkanmış gibi tertemizdi. Sarf malzemeleri hiç eksilmedi; bu profesyonel titizlikten dolayı kamp görevlisi Arif kardeşimizi yürekten kutlamak gerek. Ancak küçük bir yapıcı eleştiri sunmak gerekirse; kadınlar tarafındaki duşlarda yoğun bir kireçlenme sorunu olduğunu öğrendim. Yönetimin bir kireç çözücü müdahalesiyle bu sorunu kolayca çözeceğine inanıyorum.

Asıl değinmek istediğim nokta ise ortak mutfak bölümü. Buradaki buzdolaplarının artık ekonomik ömrünü tamamladığını ve yenilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Birçok kamp sakini, dolaba koydukları sebzelerin soğutma yetersizliğinden dolayı bozulduğundan şikayetçiydi. Ayrıca mutfaktaki ocakların bir kısmı oldukça eski, kirli ve çalışmaz durumdaydı; ivedilikle tamir edilmeli ya da değiştirilmeli.

Tabii madalyonun bir de kullanıcı boyutu var. Kamp yönetiminin onca yazılı uyarısına rağmen, bazı kişilerin yemek artıklarını lavaboya dökerek tıkanıklığa yol açması tam bir vizyonsuzluk ve medeniyetsizlik örneği. Yıkadıkları tencereleri, tabakları tezgâhın üzerinde bırakıp gidenlerin saygısızlığı da cabası... Kamp kültüründen nasibini almamış bu tür kullanıcıların tespit edilip, bir daha kampa kabul edilmemesi en büyük dileğimdir.

Gelecek Rotaya Doğru

Bir karavan tatilinin daha sonuna geldik. Konya’ya olan yakınlığı, güvenli ortamı ve düzeni, Manavgat Boğaz Kamp bizim için her zaman cazip bir durak olmaya devam edecek. Yeni kamp deneyimlerinde, yeni yollarda ve yeni vizör arkası hikayelerinde tekrar buluşmak dileğiyle... Herkese keyifli, bol keşifli bir yaz dönemi dilerim.

Küçük bir not: Manavgat Külliye Camii

Eğer yolunuz Manavgat'a düşerse, sadece doğanın kucağında kalmakla yetinmeyin; dönüş yoluna geçmeden önce mutlaka Manavgat merkezde yer alan Manavgat Külliye Camii’ne de bir uğrayın. Caminin büyüleyici iç mimarisi, kubbe süslemeleri ve duvarlarını süsleyen ince işlenmiş geleneksel motifleri tam anlamıyla görmeye değer. Özellikle el sanatlarına, mimari estetiğe ve fotoğrafa ilgi duyanların hayran kalacağı, vizörünüze harika kareler sunacak bu görsel zenginliği ziyaret etmeden Manavgat’tan ayrılmamanızı tavsiye ederim.